Bu akşam arka bahçeye kaçtım.
İpek Anne kaç gündür "online". Kedi ilanlarını güncelleyip duruyor. Arada bir babaya sesleniyor: "Canıım, bak Derin kız yuvalanmış.", "Canım, bu melezin hali ne olacak? Hala yuva yok..", "Canım, ben bu Cam Güzeli'ne bayılıyorum"..Bilgisayar başından kalktığı gibi ya kitap okumaya gidiyor ya televizyon karşısına. Adli tıbbı depreşti. Aksi gibi iki dizi de arka arkaya vermiyorlar mı..Olay yeri incelemede, ipuçlarında aklı..Kitabı da eskisi gibi yüksek sesle okumuyor; içinden öyle sır gibi. Sırf ben değil, çocuklar da şikayetçi. Süslü Nigar şikayetçi mi değil mi, belli değil; haftada bir hapını alıp şuursuzca geziniyor evde. Süslenmeleri azaldı. Saçı başı birbirine girdi. Siniri devam ediyor. Çocuklara hısı pısı da..Çocuklar iyi kötü birbirlerini oyalıyorlar. Ben iyice yalnız kaldım. Süslü'ye kalk iki koşalım diyorum mutfağa kadar; önce sen önde ol ben arkada; salona dönerken de ben önde olayım, sen arkada. Boş boş yüzüme bakıyor. Bir takım şuh hareketler yapıyor. Yere yatıp popo kıvırmalar, çiş yerini açmalar filan..Çok sıkıldım kaç gündür. Var mıyım, yok muyum; belli değil. Dün Baba ile konuştular. Çocuklarla pek ilgilenemedik, yarın bir şeyler yapalım; dediler. Ben de bir ümitle sabahı bekledim. Ne olsa beğenirsiniz: Hiç + temizlik!! İpek Anne geç kalktı. Bir fasıl gene "online". Güncelle babam güncelle. Sen bıraksana o melezi kardeşim, hadi onu anladık yuva bulamamış; yuva bulanın fotoğrafını ne yapacaksın? Sanal sanal haller. Yok Cam Güzeli albümü oluşturmalar, yok ahlanmalar vahlanmalar..Melez kurtaracak ya dünyayı. Barajları su ile dolduracak. Aids'in çaresini bulacak. Yok kuyruğu tosurmuş; yok bilmem ne. Gördük bizim evdeki erkekleri. Kız kılıklılar. Benden beter öpmeler koklamalar anneyi. Melez'in de olacağı o. Hıh. Sonra kalktı, temizliğe girişti. O uyku tulumu kaloriferin önünde dursa ne olur, değil mi. Gördün işte. İçi kara tüy olmuş. Bir üç kiloluk baskının oluşturduğu oyuk gözle görülür halde. Fermuar ikiye ayrılmış. Sarkan kısmı tırnak ve dişle didiklenmiş; oynanmış. Belli ki orada ben yaşıyorum geceleri. Bu nasıl ipucu toplamaktır, bu nasıl olay yeri incelemedir. Yok. Aldı kaldırdı gece yuvamı, kılıfına sokup. Sonra çığırından çıktı zaten. Günlerdir plan mı yapıyor nedir, acayip sistemli bir şekilde iş yapmaya koyuldu. Onu ordan al, buraya koy. Şunu kaldır, bunu sil. Arada "mama" diyorum, duymamazlığa veriyor. İki saat öyle idare etti. Sonra baktı ki ısrar ediyorum, sen tut bana "mama yok" de. Nasıl yok, nasıl yok yahu mama. Kutusu ile mutfak masasının üstünde ya işte. Aman iş inada binmesin mi, ben derim mama; o der "yok kızım"; kuru mamayı boşaltır tabağa. İki temizlik arası gene Melez'in ilanını günceller. Bize gelince yok. O Melez bilse senin öyle yaptığını bakalım isteyecek mi ilanını güncellemeni? Gözlerim doldu. Çıktım vestiyerin tepesine oturdum. Temizlik bitince hepimize ayrı ayrı servis açacak heralde, diye bekliyorum. Hayal tabii. İşi biter bitmez baktım kendilerine sofra kurmaya hazırlanıyorlar; dedim gider Melez'in yanına otururum, sokak kedisi olurum; daha iyi. Belki, dedim, öyle olunca daha çok ilgilenir İpek Anne. Belki, dedim, döneyim diye mamayı açar da koyar. Belki, dedim, benim de ilanım çıkar da gözünün önünde görmüyorken, ekrandan görür. Çıktım kombinin tepesine. Uzattım patiyi aralıktan tele. İttim ittim teli; açtım. Aralıktan baktım başım sığıyor, vücudum da sığar diye saldım kendimi. Aşağı inince teli de geri kapattım ki hemen bulamasınlar; Melez'in yanına varayım. Septimus akıllısı da beni takip etmeye kalkmasa yakalanmayacaktım. İpek Anne Septimus'u teli açmaya çalışırken yakaladı. Sonra aklına düştü "Karun çıkmış olmasın" diye. Pencereyi bir açtı ki , ben. "Kızım, mama" dedi. Mama, tabii. Mama. Şimdi açarsın o mamayı. "Mama" dedim ama hemen yanaşmadım tabii. Duvarın üstünde aşağı yukarı yürüdüm çıkmışken. Bu sefer tamamen şuurunu yitirmediği için organize çalıştı İpek Anne. Babayı öbür uçta konuşlandırdı. Baba yandaki boş eve girişleri tuttu. Kendi de mutfak tarafından atağa geçti. Mamayı tabağa koydu. Duvarın oyuğuna getirdi. Ben biraz yaklaşınca da kaptı beni enseden. Hır gır, ettim ama pes etmedi. Girdik eve, kaldı mı mama dışarda. Kalanının hepsini koydu İpek Anne önüme. Haklı imiş. Varmış da yokmuş mama. Başka imiş bu. Bir garip bir şey. Hasta kediler için mi imiş ne imiş; lazım olursa diye bulunduruyorlarmış. Yenir şey değil. Yesem zaten mama için kaçtı'ya çıkacak adım. E bir yandan yemesem de kendimle çelişeceğim. Kafam karıştı. Mama için mi kaçmıştım, ilgi için mi kaçmıştım, beynim uyuştu. Yüzüm asıldı. Bizimkilerde de bir sevinç bir sevinç. Yüzleri güldü. Baba dedi zaten. "Nasıl sevindik bak akşam akşam", diye. Bana bakıp bakıp "şimdi dışarda olacaktı, düşünsene!" diye sarıldılar. İpek Anne zorla kucakladı öptü beni. Pek ses etmedim. "Mama" dedim durdum akşam boyu kurulmuş plak gibi. İpek Anne üzüldü. Bu saatte bulunmazmış benim mamadan. Buzdolabını kurcaladı. Şansıma iki gün önceden kalma bi lokma mama çıktı. Kokladı mokladı, ezdi, baktı, nihayet verdi mamayı, yedim; konu kapandı. Baba "bu gece diğerleri çalışma odasında kalsın, biz Karun'la oturalım" dedi. Sevindim. Örtü oyunu oynadık sonra. Kedi dansı yaptım oyuncağımla. Mutfaktan salona, salondan mutfağa koşturdum. Nedret Teyzem İstanbul'a çağırdı; sevindim. Kaçtığıma azıcık pişman oldum. Ama belli etmedim. Yorulunca masanın altına, sandalye üstüne oturdum. Melez'i ve Cam Güzeli'ni düşündüm. Arka bahçeyi düşündüm. Patim hep taşa değdi. Sokaktaki kedileri düşündüm. Örtü oyununu düşündüm. Gerçekten yuva iyi bir şey. Bir daha İpek Anne'ye kızmamaya karar verdim.
Öpüştük zaten, geçti.
Karun, 27 Şubat 2008, Bursa
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder