29 Şubat 2008 Cuma

Gur Name - iki

Bu akşam arka bahçeye kaçtım.
İpek Anne kaç gündür "online". Kedi ilanlarını güncelleyip duruyor. Arada bir babaya sesleniyor: "Canıım, bak Derin kız yuvalanmış.", "Canım, bu melezin hali ne olacak? Hala yuva yok..", "Canım, ben bu Cam Güzeli'ne bayılıyorum"..Bilgisayar başından kalktığı gibi ya kitap okumaya gidiyor ya televizyon karşısına. Adli tıbbı depreşti. Aksi gibi iki dizi de arka arkaya vermiyorlar mı..Olay yeri incelemede, ipuçlarında aklı..Kitabı da eskisi gibi yüksek sesle okumuyor; içinden öyle sır gibi. Sırf ben değil, çocuklar da şikayetçi. Süslü Nigar şikayetçi mi değil mi, belli değil; haftada bir hapını alıp şuursuzca geziniyor evde. Süslenmeleri azaldı. Saçı başı birbirine girdi. Siniri devam ediyor. Çocuklara hısı pısı da..Çocuklar iyi kötü birbirlerini oyalıyorlar. Ben iyice yalnız kaldım. Süslü'ye kalk iki koşalım diyorum mutfağa kadar; önce sen önde ol ben arkada; salona dönerken de ben önde olayım, sen arkada. Boş boş yüzüme bakıyor. Bir takım şuh hareketler yapıyor. Yere yatıp popo kıvırmalar, çiş yerini açmalar filan..Çok sıkıldım kaç gündür. Var mıyım, yok muyum; belli değil. Dün Baba ile konuştular. Çocuklarla pek ilgilenemedik, yarın bir şeyler yapalım; dediler. Ben de bir ümitle sabahı bekledim. Ne olsa beğenirsiniz: Hiç + temizlik!! İpek Anne geç kalktı. Bir fasıl gene "online". Güncelle babam güncelle. Sen bıraksana o melezi kardeşim, hadi onu anladık yuva bulamamış; yuva bulanın fotoğrafını ne yapacaksın? Sanal sanal haller. Yok Cam Güzeli albümü oluşturmalar, yok ahlanmalar vahlanmalar..Melez kurtaracak ya dünyayı. Barajları su ile dolduracak. Aids'in çaresini bulacak. Yok kuyruğu tosurmuş; yok bilmem ne. Gördük bizim evdeki erkekleri. Kız kılıklılar. Benden beter öpmeler koklamalar anneyi. Melez'in de olacağı o. Hıh. Sonra kalktı, temizliğe girişti. O uyku tulumu kaloriferin önünde dursa ne olur, değil mi. Gördün işte. İçi kara tüy olmuş. Bir üç kiloluk baskının oluşturduğu oyuk gözle görülür halde. Fermuar ikiye ayrılmış. Sarkan kısmı tırnak ve dişle didiklenmiş; oynanmış. Belli ki orada ben yaşıyorum geceleri. Bu nasıl ipucu toplamaktır, bu nasıl olay yeri incelemedir. Yok. Aldı kaldırdı gece yuvamı, kılıfına sokup. Sonra çığırından çıktı zaten. Günlerdir plan mı yapıyor nedir, acayip sistemli bir şekilde iş yapmaya koyuldu. Onu ordan al, buraya koy. Şunu kaldır, bunu sil. Arada "mama" diyorum, duymamazlığa veriyor. İki saat öyle idare etti. Sonra baktı ki ısrar ediyorum, sen tut bana "mama yok" de. Nasıl yok, nasıl yok yahu mama. Kutusu ile mutfak masasının üstünde ya işte. Aman iş inada binmesin mi, ben derim mama; o der "yok kızım"; kuru mamayı boşaltır tabağa. İki temizlik arası gene Melez'in ilanını günceller. Bize gelince yok. O Melez bilse senin öyle yaptığını bakalım isteyecek mi ilanını güncellemeni? Gözlerim doldu. Çıktım vestiyerin tepesine oturdum. Temizlik bitince hepimize ayrı ayrı servis açacak heralde, diye bekliyorum. Hayal tabii. İşi biter bitmez baktım kendilerine sofra kurmaya hazırlanıyorlar; dedim gider Melez'in yanına otururum, sokak kedisi olurum; daha iyi. Belki, dedim, öyle olunca daha çok ilgilenir İpek Anne. Belki, dedim, döneyim diye mamayı açar da koyar. Belki, dedim, benim de ilanım çıkar da gözünün önünde görmüyorken, ekrandan görür. Çıktım kombinin tepesine. Uzattım patiyi aralıktan tele. İttim ittim teli; açtım. Aralıktan baktım başım sığıyor, vücudum da sığar diye saldım kendimi. Aşağı inince teli de geri kapattım ki hemen bulamasınlar; Melez'in yanına varayım. Septimus akıllısı da beni takip etmeye kalkmasa yakalanmayacaktım. İpek Anne Septimus'u teli açmaya çalışırken yakaladı. Sonra aklına düştü "Karun çıkmış olmasın" diye. Pencereyi bir açtı ki , ben. "Kızım, mama" dedi. Mama, tabii. Mama. Şimdi açarsın o mamayı. "Mama" dedim ama hemen yanaşmadım tabii. Duvarın üstünde aşağı yukarı yürüdüm çıkmışken. Bu sefer tamamen şuurunu yitirmediği için organize çalıştı İpek Anne. Babayı öbür uçta konuşlandırdı. Baba yandaki boş eve girişleri tuttu. Kendi de mutfak tarafından atağa geçti. Mamayı tabağa koydu. Duvarın oyuğuna getirdi. Ben biraz yaklaşınca da kaptı beni enseden. Hır gır, ettim ama pes etmedi. Girdik eve, kaldı mı mama dışarda. Kalanının hepsini koydu İpek Anne önüme. Haklı imiş. Varmış da yokmuş mama. Başka imiş bu. Bir garip bir şey. Hasta kediler için mi imiş ne imiş; lazım olursa diye bulunduruyorlarmış. Yenir şey değil. Yesem zaten mama için kaçtı'ya çıkacak adım. E bir yandan yemesem de kendimle çelişeceğim. Kafam karıştı. Mama için mi kaçmıştım, ilgi için mi kaçmıştım, beynim uyuştu. Yüzüm asıldı. Bizimkilerde de bir sevinç bir sevinç. Yüzleri güldü. Baba dedi zaten. "Nasıl sevindik bak akşam akşam", diye. Bana bakıp bakıp "şimdi dışarda olacaktı, düşünsene!" diye sarıldılar. İpek Anne zorla kucakladı öptü beni. Pek ses etmedim. "Mama" dedim durdum akşam boyu kurulmuş plak gibi. İpek Anne üzüldü. Bu saatte bulunmazmış benim mamadan. Buzdolabını kurcaladı. Şansıma iki gün önceden kalma bi lokma mama çıktı. Kokladı mokladı, ezdi, baktı, nihayet verdi mamayı, yedim; konu kapandı. Baba "bu gece diğerleri çalışma odasında kalsın, biz Karun'la oturalım" dedi. Sevindim. Örtü oyunu oynadık sonra. Kedi dansı yaptım oyuncağımla. Mutfaktan salona, salondan mutfağa koşturdum. Nedret Teyzem İstanbul'a çağırdı; sevindim. Kaçtığıma azıcık pişman oldum. Ama belli etmedim. Yorulunca masanın altına, sandalye üstüne oturdum. Melez'i ve Cam Güzeli'ni düşündüm. Arka bahçeyi düşündüm. Patim hep taşa değdi. Sokaktaki kedileri düşündüm. Örtü oyununu düşündüm. Gerçekten yuva iyi bir şey. Bir daha İpek Anne'ye kızmamaya karar verdim.
Öpüştük zaten, geçti.
Karun, 27 Şubat 2008, Bursa

19 Şubat 2008 Salı

Cats: ..let the memory live again..

Hrant Dink için; saygı ile..
Karoun der ki: sen korkak bir fare olmadın..

Gurname

Gur Name
10 Şubat 2008
Akşam İpek Anne’yi poposundan ısırdım.
Artık Süslü Nigar da anne olduğu için, sadece anne diyemiyorum maalesef. Öğleden sonra Bezelye’yi getiren çocuklar geldiler ziyarete. Çocuk demem lafın gelişi; ergenler aslında. Çocuk olsa çocukluğunu bilir. Bağırır çağırır. Mıncıklar. Ebatları bellidir. Orantılı bir küçük insandır o. Bunlar hem çocuklar hem büyük gibi davranıyorlar. Oyun zannettikleri bir takım ürkütücü hareketler yapıyorlar o orantısız, uzun kollarıyla; koca elleriyle. Tonunu bulmamış sesleriyle iri iri laflar ediyorlar. Ben hemen yazı masası dolabının üstüne çıktım. Yazık, Süslü’nün çocuklar ne yapacaklarını bilemediler. Bir koşuşturmacadır başladı. Daha bir yıl anlamaz bunlar neyin ne olduğunu. Her yeni şeyde bir hengamedir kopar. Sabır sabır sabır..Süslü de yanıma geldi. Hey heyleri var kadının. İpek Anne ilaç vermemekte ısrar ettiği için bir aydan fazla sabahlara dek kafamızı şişirdi. Çocuklarına hıslamalar pıslamalar. Cam önlerinde taranıp süslenip kırıtmalar. Ağlamalar. Sonra doktor onayıyla pes ettiler. Verdiler hapı, sustu. İnsan aklı işte. Ama ben anlayamazmışım. Hormonalmiş. Benim hormonlarımı başıma iş açmadan aldırmışlarmış. Öyle bir şey yaşamadığım ve yaşamayacağım için, anlama ihtimalim yokmuş. O yüzden ilgilenmiyorum. İmkansız olana kafayı takmak insanlara mahsus. Nerede ihtimal dışı var, takılıp kur babam kur kuruyorlar. Ellerinde kahve fincanları, ağızlarında sigara, gece yarıları kös kös geziniyorlar. Ondan sonra da yok kedi gibi uyusam, yok kedi gibi gurlasam, yok tumba atsam..Süslü’nün çocuklar da bir yerlere saklandılar. Bezelye ziyaretçileriyle baş başa kaldı. Aman sanırsın onlar sabahlamış, nöbet tutmuş, biberonla beslemiş..Hanımda bir kurlar, bir sevinç, bir oyunlar..İnsan bir kimsin, niye geldin, madem görmeye geldin, buyur gördün, ben içeri gidiyorum; der; kendini ağırdan satar. Nerde..Sevgi kelebeği hanımefendi. Ergenler de mest oldular. Bir de yavru köpek lafı tutturdular. Komşulardan biri almış getirmişmiş iki ev öteye. İpek Anne de nerede, hani, nasıl, kimin, bakılıyor mu, hayvan sefil olmasın, diye atladı tabii. Hani sanki “hayvancık aç bilaç” deseler bir koşu gidip getiriverecek. Babam da uykudan kalkmak bilmedi. Uyansa, belki der. Der ki biz köpek alamayız. Der ki yerimiz yok. Der ki çocuklar korkar. Kalkmadı ama. Çocuklar çıktı gitti, iki dakika sonra köpeği bahçeye getirdiler. İpek Anne köpeği camdan görür görmez kendini kaybetmiş bir şekilde bahçeye koştu. Pencereden izledim. Sırasıyla: Köpeğe sarıldı. Köpeği öptü. Köpeğe sarıldı. Mama kabına koştu. Kabı alıp içeri mama koymaya gidecekti. Geri döndü. Elinde mama kabı köpeğe sarıldı. Köpeği kucağına aldı. Kabı düşürdü. Köpeği yere bıraktı. Köpeği öptü. Mama kabını aldı. İçeri girip mama koydu. Köpeği doyurdu. Köpek yerken onu okşadı. Köpekle konuştu. Köpeği öptü. İçeri girdi. Bir sevinç bir sevinç..Babamın kapısında miyavladım ama uyanmadı. Sinir oldum. Sinirimi hafife aldı İpek Anne. Köpek kardeşimiz olduğunu söyledi. Bir yıl içinde beş sabit, beş gelip giden kedinin kardeşi oldum zaten. İstemiyorum ben köpek kardeş. Yorgana işeyeyim dedim. Ama kapı kapalı idi babam içerde uyuduğundan. Sinirim iyice tepeme çıktı. Kirli çamaşırlara işeyecektim ama onların adı üstünde, kirliler. İşesem de ifadesi yok. Gitsin Bezelye işesin oraya. Kendi kendimi yedim yedim yedim. İpek Anne dışarı gezmeye çıktı. İçimden köpek kardeş için hazırlık yapmaya başladığını düşündüm. Deli oluverecektim. Baba kalktı: Anlatayım dedim; sinirden dilim dolaştı; iki miv çıktı ağzımdan sadece; Baba da mama verdi. Umurumdaydı sanki mama..Bir saat sonra baktım bahçeden sesleniyor İpek Anne Baba’ya “Canım, köpek aldım” diye. Takmış köpeği de peşine. Kaynar sular indi tepemden bıyık uçlarıma kadar. Baba kızdı kızacak derken o da “kulube alalım madem; büyüyünce eve sığmaz” demesin mi. Şuurumu kaybetmişim o ara. Kendime geldiğimde İpek Anne , Yampir Aga’nın gözüne damla damlatıyordu. Köpek filan yoktu ortada. Yatak odası, banyo, mutfak; bunların kapıları hep kapalı idi. Yoksa?..Yalpalıyordum artık sinirden, heyecandan. Birden Yampir Aga etinden et kopartılıyormuş gibi bağırmaya başladı. Gözüm karardı. Çığlıklar..İşeyemediğim yorganın yeşili..İpek Anne silikleşti, köpek-insan karışımı bir yaratığa dönüştü. Korktum. Kabarttım kuyruğumu, atladım kalçasına, geçirdim pençeleri; poposunu da dişledim.
Gıkı çıkmadı İpek Anne’nin.
Böyle işte gurgur günlük;
Köpek filan almayacakmış İpek Anne; şaka imiş dedikleri..
Geldi öptü beni. Üzüldüm sonra çok. İki gün uyudum.
Kedi Karun; Bursa

18 Şubat 2008 Pazartesi

Karlı Kedi


'Kar güzeldir yazmak için. Beyaz bir mektup boyunca söz dinliyor zaman ve elma ve buz gibi kokuyor eriyene değin'' Karl Krolow:) günaydııın!!

İpek'e filler!!

mor kaplan

Gece.
Kedi düş gördü.
Mor kaplana dönüştü.
Zamana baktı, gerindi.
Oldu dünya küçücük.
Üç adımlık kürecik.
Durmak olmaz, dolaştı;
Kuyruğu sınırları aştı..
Tülden kanatlar taktı,
Ayın yamacına vardı.
Uyudu mor kaplan.
Uyandı kedi.
Gün ağardı.
Geriye bir tel mor bıyık kaldı..

İpek, 3.8.2007